Ya Hakikaten de Kimse Seni Sevmiyorsa?
Emin ol, bunu hisseden tek kişi sen değilsin. Çoğu insan, aradığı sevgi ve anlayışı çevresinde bulmakta güçlük çekiyor. İyi de n’apıcaz? Önce durumun öldürücü olduğu düşüncesinden özgürleşeceğiz. Sonra da basit, etkili ve çok kadim bir teknik olan Ayna Tekniği ile kendimize biraz sevgi akıtacağız. Kimse bizi sevmek zorunda değil ama biz kendimiz için olabildiğince korunaklı, sıcak ve güzel bir dünya hazırlamak ile yükümlüyüz.
Hayatımızda gerçekten berbat şeyler yaşadığımız anlarda, hele bir de yardım isteyecek kimse yoksa içeriden perişan halde, güçsüz bir küçük çocuğun sesi duyulur. “Kimse beni sevmiyor!” Bu tıpkı küçükken yalnız kalıp annemize ulaşamadığımızda, dünya gözümüze kocaman ama bir o kadar da ıssız gözükürken, kendi kendimize ağlamaktan yorulup çaresiz hissettiğimizde durduğumuz yerin aynısıdır. Suçluluk da vardır içinde, inat da… İhtiyaçların karşılanmamasının, görmezden gelinmenin, bir sorun olarak görülüp yaşamın dışına itilmenin öfkesi de o soğuk yerde yankılanıp durur.
Altı yaşında olduğun zamanın üzerinden belki de elli sene geçmiştir ama dönüp dönüp aynı yere gelirsin. “Kimse beni sevmiyor!” Durağı’na…
Belki de haklısın. Belki de kimsenin seni sevecek, sana özen gösterecek vakti ya da enerjisi yok. Sadece hayatta kalmak için yapılması gereken işlerin çokluğu, cep telefonu, sosyal medya gibi vakit çalan oyalanmalar, herkesin aşmak zorunda kaldığı sorunlar… Böyle böyle bir kez oyunun dışına itilirsin ve bir daha da geriye dönemeyebilirsin. Unutma, bazıları bir başkasını sevmek istese dahi bunun için neler yapması gerektiğini bilmez veya ilk adımı atamaz. Senin duygularını hissetse bile yaklaşamaz, dinlese de çözemez.
Amerikalı Psikiyatrist David D. Burns, İyi Hissetmek isimli kitabında, “Yetişkin bir insanın mutlu olmak için bir başkasının sevgisine ihtiyacı yoktur” cümlesini kurduğunda tarih 1980’di. Bu, kendi değerini başkasının gözlerinde görmeye alışkın insanlar için şok edici bir bakış açısıydı belki de… Sonra da kitap, depresyon konusunda gerçekten kişinin kendine yardım etmesi için kalıcı faydalar sunan, en çok satan kitaplar tahtına oturdu. Yıllar sonra Burns, bilişsel davranışçı psikoterapinin teorisi ve pratiğine olağanüstü katkıları sebebiyle ödüle layık görüldü.
İyi de, bir ömür dinlediğimiz, bütün o anne-baba-çocuk, sevgi dolu aileler, sevecen öğretmenler, babacan patronlar, insanı kucaklayan dostlar ve komşular, hepsi bir yalan mıydı? Kimse, bize sevgi sunmadıkları için onları duyarsız ilan etmedi de iş döndü dolaştı, yine biz hatalı çıktık. Beklentimiz yanlıştı. Kimse bizi sevmese de iyi hisseden, içten gülümseyen, neşeli ve başarılı bireyler olmamız bekleniyordu bizden.
Peki, ihtiyaç duyduğumuz o sevgi musluğu neredeydi? Kontrol edebileceğimiz, kendimizi tatlı tatlı besleyeceğimiz, ihtiyaç duyduğumuzda gidip kana kana içeceğimiz…
Tahmin edin bu kaynak nerede çıktı? Önce Uzak Doğulu bilgelerin, sonra da mizahçıların sık sık dile getirdiği gibi, “İÇİMİZDE”.
Eğer siz de zaman zaman kendinizi yalnız ve yeterince sevilmeyen biri gibi hissediyorsanız, iyi kitaplar seçip bilimsel yöntemlerin ışığında kendinizi güçlendirmeyi deneyebilirsiniz.
“Kitap okumak, uzun zaman alacak” diye düşünenlere ise son derece pratik ve hızlı işleyen bir teknik öneriliyor. Ayna Tekniği denilen yönteme, ilk kez kitapları 35 dile çevrilen Amerikalı yazar ve spritüel bir öğretmen olan Louise Hay’ın kitaplarında ve videolarında görmüş olabilirsiniz. Oldukça önemle tavsiye edilen bu yöntem, kulağa aşırı basit geldiği için işe yaramaz gibi duruyor. Oysa zannedilenden çok daha derin dönüşümlere yol açıyor ve kalıcı şekilde etkili oluyor.
Yapmanız gereken tek şey, sabah kalkınca ve akşam yatarken aynada gözlerinizin içine bakıp, adınızı söyleyerek, “Seni seviyorum” demek. “Bu neye yarar ki?” demeyin. Çoğu kişi, aynada kendi gözlerinin içine bakamıyor bile. Gözlerinizle temas kurduğunuzda, içinizdeki o kimsesiz çocuk ile temasa geçiyorsunuz sanki. Bazılarının bir ömür farkına varamadığı o içsel çocuk, sevilmeye pek de alışkın değil gibi… Bu egzersizi deneyin. Ağlamanız, soğuk hissetmeniz, aşırı etkilenmeniz veya hiç etkilenmemeniz normal. Ne oluyorsa izin verin. İdeali 21 gün ama en azından 2 hafta boyunca bu çalışmayı gün atlamadan devam ettirin.
Sonuçta neler olabilir?
- Başkaları ile daha sevgi dolu ilişkiler kurmaya başlayabilirsiniz.
- Onlara bakarken, onların da içlerinde yaralı bir çocuk olduğunu düşünerek, daha anlayışlı biri haline gelebilirsiniz.
- Kimse olmasa bile kendinize sevgi akıtabildiğinizi gördüğünüzde, çaresizlik duygusundan özgürleşebilirsiniz.
- Tüm bunlar olmazsa bile en azından içinde bulunduğunuz hayata karşı hissettiğiniz öfkenin yumuşamaya başladığını kesin olarak göreceksiniz.
Sizin hareketleriniz daha sevgi odaklı ve zarif hale gelmeye başladıkça, dünyanın da size daha zarif davranacağından emin olun lütfen.
Share this content:



Yorum gönder